21 Şub 2012

Silivri Günlüğü

Silivri'den döndükten sonra sıcağı sıcağına yazı yazmayı planlıyordum. Hatta orada akşam geç saatlere kadar kalma gibi bir plan içerisindeydim. Fakat, yaşadığım talihsiz olay sonucu İstanbul'a geri dönmek zorunda kalmıştım. O talihsizlikle cebelleşirken, fırsat bulup yazı yazmak nasip olmadı. Ardından da şehir dışına çıkmam gerekiyordu. Bu yüzden anca zaman bulup bir kaç satır da olsa bloğa karalamaya karar verdim. 


13 Şubat günü kuzenimle yaptığımız programla gece saat 5 gibi (14 Şubat) önce Kadıköy'e gelecektik. Ardından da taraftarlarla konvoy halinde Silivri'ye yolculuk yapacaktık. Fakat, işler istediğimiz gibi olmadı. Sabaha karşı 5:15 gibi yola çıktık. Kadıköy'e arabayla 15 dakikada varmamıza rağmen, çok fazla bir yoğunluk göremedik. 3-4 otobüs ve münferit en fazla 6-7 araba dışında. Bizde konvoyun ilerlediğini düşünerek çevreyoluna doğru yola koyulduk. Sabah erken saatler olmasından dolayı trafik yok ve rahat bir şekilde köprüye kadar geldik. Yol boyunca 4'lüleri yanan Fenerbahçe bayraklarıyla süslenmiş araçlar vardı. Biz konvoy arayışı içerisine girdik girmesine... Fakat, görünürde konvoy yoktu. Ya biz gözden kaçırdık ya da çok hızlı gitmiştik. 

Mahmutbey gişelerde diğer grupla birleşilip devam edileceğini öğrendik. Mahmutbey gişelere geldiğimizde kimseler yoktu. Biz ve bizim gibi olan (-diye düşünüyoruz) konvoydan kopan/kaçıran 3 araba peş peşe hızlı bir şekilde yolumuza devam ettik. En son saat 6 civarında Silivri'ye 15 km kala bir mola yerinde duraklayıp, kahvaltı yapmaya karar verdik. İlk araç olduğumuz için biraz şaşkınlık vardı. Sonrasında 10 dakika geçmeden bir yoğunluk oluşmaya başladı. Münferit olarak gelen taraftarları gördükçe konvoy yakınlarımızda diye düşündük. Ne yazık ki twitter üzerinden konvoyun daha Mahmutbey gişelerinde olduğu haberini aldık. Kahvaltımızı yaptıktan sonra Silivri'ye doğru yola koyulduk.

Silivri'ye yaklaştıkça çok fazla "jandarma trafik" olduğunu gördük. Yavaş yavaş yoğunluk artıyor ve park sorunu ortaya çıkıyordu. Cezaevi yakınlarında park yeri bulmamıza rağmen, daha sonrasında park ettiğimiz yerin uygun olmadığını bize belirten jandarma trafik ekipleri daha bir uygun olmayan(!) yeri bizlere göstererek araçlarımızı park ederek, cezaevinin yolunu tuttuk. Cezaevinin orada yoğun bir kalabalık vardı. Daha arkamızdan gelen konvoy ulaşmamıştı. Konvoy'un ulaşması sonucu kalabalığın daha da artacağını tahmin edebiliyorduk. 
En son konvoy Silivri'ye ulaştığında Silivri'de değilde Nazlı'nın orada yaz günü maça girmeden önce oluşan ortam oluşmuştu. Kalabalık arttıkça güvenlik önlemleri de artıyordu. Robocop'ların kaldırımların önüne set kurmaları, saatler ilerledikçe hafif hafif taraftarlarda gerginliğe neden olmaya başlamıştı. Tezahüratlar, pankartlar, 7'den 70'e herkes oradaydı. Dava süreci ile ilgili sohbetler çay eşliğinde devam ediyordu. Saatin ilerlemesiyle birlikte havanın soğukluğu da hissediliyordu. Ama, kimse cezaevi önünden ayrılmıyordu. Duruşmanın başlamasıyla birlikte içerden haberler gelmeye başlıyordu.

Yöneticilerimiz ara ara dışarı çıkarak, içerde olup biteni taraftarlarla paylaşıyordu. Özellikle, taraftarların tezahüratları içeriye Aziz Yıldırım'ın kulaklarına kadar gitmiş olduğu bilgisi taraftarları daha da bir hırslandırmış durumdaydı. Her ne kadar Aziz Yıldırım, "bu soğukta burada beklemesinler, Çağlayan'a gelsinler" dese de taraftarlar oradan gitmeye hiç niyetli değildi...

Vakit ayırdıkça, yazacak çok şey akla geliyor. Yazdıkça devamı da geliyor. Ben yine de burada yazmayı kesiyorum. Kısaca Silivri'ye gidiş-dönüşün bir özetini yazacak olursam; İyiki gitmişim diyebilirim. Sağlığım el verdiği sürece "SEVDAMIN" peşinden gitmeye de devam edeceğim.
Share:

Hiç yorum yok:

© Geri Pas Yok! All rights reserved | Theme Designed by Seo Blogger Templates